Dying Light

Sistem Gereksinimleri

MINIMUM:
OS: Windows® 7 64-bit / Windows® 8 64-bit / Windows® 8.1 64-bit
Processor: Intel® Core™ i5-2500 @3.3 GHz / AMD FX-8320 @3.5 GHz
Memory: 4 GB RAM DDR3
Hard Drive: 40 GB free space
Graphics: NVIDIA® GeForce® GTX 560 / AMD Radeon™ HD 6870 (1GB VRAM)
DirectX®: Version 11

Oyun Hakkında

Dying Light: The Following – Gelişmiş Sürüm, parkur tarzı zombi savaşını yepyeni bir seviyeye taşıyor. Yepyeni Legend sistemi, geliştirilmiş görseller ve büyük oyun geliştirmeleri ve daha fazlasıyla nihai Dying Light deneyiminin tadını çıkar. Bu paket bir yıllık bonus içeriğiyle birlikte geliyor: Be the Zombie, Mutfak & Kargo, Nihayi Hayatta Kalma Paketi ve Bozak Horde. Son olarak Harran’ın duvarlarının ardına geçerek gizemli karakterler, yeni ölümcül silahlar, beklenmeyen görevler ve tamamıyla kişiselleştirilebilen ve kullanılabilen arazi araçlarıyla dev bir hikâye bazlı genişletme paketi olan Dying Light: The Following’te devasa ve tehlikeli bir bölgeyi keşfet.

Yorumlar

Harranlı Zombiler…

Urfa harrana düşseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu? Bu klişe soruya şimdiye kadar verilen tüm cevapları unutun. Çünkü bu harran çok farklı… Herkesin bildiği üzere zombi oyunları artık belli bir kitleye ulaşmış ve oturmuş bir yapıya sahip korku/gerilim adı altında yerini sağlamlaştırmış durumda. Bunun üzerine birçok yapım beğeniliyor veya beğenilmiyor. Yine bir zombi oyunu ve eksilereriyle, artılarıyla karşımızda. Oyunun hikâyesine değinmeden önce hemen kısa bir ön bilgi verelim. Dying Light, gece-gündüz döngüsü içerisinde yer alan ve gerilimden çok aksiyon / korku türünde bir zombi oyunu. Geliştiriciliğini Techland’in üstlendiği oyunun yayımcılığını Warner Bros. Üstlenmiş durumda. Çok konuşulan konu ise oyunun Harran’da mı geçtiği ve Kurtuluş Savaşı’ndan sonra mı olduğuydu. Oyun yapımcıları bizlere oyunun Harran’da geçtiğini duyurmuştu. Lakin oyunu oynayanlarda fark edebilir ki oyunun Harran ile alakası yok. Bir süre sonra yapımcılardan bir açıklama daha gel diki bu açıklama oyunun İstanbul’dan esinlendiği yalnızca adına Harran konulduğu idi. Lakin oyunda Türkiye ve İstanbul bakımından çok çok az kesit vardı. Başörtülü zombiler vardı evet, bunun dışında Zafer, Gazi, Selma ve Süleyman isimli karakterler de vardı.

Lakin şehirdeki hiçbir şey Türkiye ile alakalı değildi. Bu bakımdan siz bilmeyenler de üzülmüş olabilirler ama emin olun ki Dying Light Türkiye’de değil diye hayal kırıklığı olacak bir yapım değil. Oyunumuzdan kısaca bahsettik, şimdi biraz hikâyeye değinelim. Şunu belirtmek isterim ki oyunda mükemmel bir parkur sistemi var. Bazen oyunda kendimi Assasins Creed sanmadım değil. Zombilerden kaçmak için binaların üstünde gezmeniz çoğunlukla yeterli oluyor zaten. İlk baştaki zombilere zombi diyemiyorum zaten tek yaptıkları kalabalıklık.

Kyle Crane adındaki karakterimiz ile bir operasyon için ”Harran” adlı şehire uçak ile gitmekteyiz. Yapılan konuşmada bize gerekli bilgiler verildikten sonra uçaktan paraşüt ile atlıyor ve şehre iniş yapıyoruz. Ardından yaşanan 1-2 olay ile zombiler bize doğru geliyor ve bir zombinin ısırığından kaçamıyoruz. Oyun zombi film, dizi ve oyunlarındaki klasik bir altyapı hikâyesiyle gelse de içeriğinin bambaşka olduğunu oyunun ilerleyen vakitlerinde öğrenebiliyoruz. Şehir tamamiyle zombi salgınıyla çevrilmiş olsa da oyunda zombiler kadar birçok yaşayan insan da mevcut. Bu insanlar bir merkez kuruyor ve yaşamak adına yapılan mücadele başlıyor. Evet, gördüğünüz üzere klasik gibi görünüyor.

Oyunda gelişmiş bir upgrade sistemi de mevcut ve bu şekilde Kyle kendi silahlarını yapabiliyor. Tabii ki sadece silahlar değil, aynı zamanda ilkyardım çantaları, kilit açmak için anahtarlar ve zombileri “yakıp kavuran” molotof kokteylleri de üretebiliyoruz. Aynı Dead Island’da olduğu gibi Dying Light’ta da silahların bir “dayanabilirliği” oluyor ve bir süre sonra işlevsiz kalıyor. O zaman yakın dövüşe girerim diye de düşünmeyin çünkü fazla dövüşünce Kyle yoruluyor, nitekim o da bir insan!

Oynanabilirlik olarak eminim hepiniz kısa sürede alışacaksınızdır çünkü tipik bir FPS diyebilirim. Hele daha önceden açık dünyada geçen zombi oyunlarını denediyseniz, adeta “evinizde gibi” hissettirecek Dying Light. Arada tek bir fark var, Kyle biraz daha hareketli bir karakter ve onunla yapabilecekleriniz daha çeşitli. Kendisi adeta yorulmak bilmez bir karakter ve yakın dövüşte de çok kabiliyetli. Üstelik üç farklı yetenek ağacı bulunuyor ve 15 saatin üzerinde süren oyunda birçok farklı skill açabiliyorsunuz.

Oyunumuzdaki en önemli iki özellikten kısaca bahsetmek gerekirse ilk olarak parkur sistemi ikinci olarak ise gece-gündüz döngüsünden bahsetmemiz gerekir. Parkur sistemine Mirror’s Edge oynayanlar fazlasıyla aşinadır. Oyunun bütün haritası parkur halinde biz oyun severlere sunulmuş durumda. Şöyle ki oyunun haritası zıplamaya ve tırmanmaya müsait hale getirilmiş durumda. Keşfediyorsunuz, dövüşüyorsunuz, çatıdan çatıya zıplıyorsunuz, tırmanıyor, görev tamamlıyor ve bolca tecrübe puanı kazanıyorsunuz. Tabii tüm bunlar da yeni yetenekler olarak geri dönüyor. Bu sayede de oyun devamlı kendini yeniliyor ve her yeteneği tatmak istiyorsunuz. Ayrıca Kyle’ın bir de “hayatta kalma hisleri” bulunuyor ve bu sayede çevredeki alınabilecek her şeyi görebiliyorsunuz. Açıkçası Dying Light’ı oynanabilirlik açısından oldukça eğlenceli buldum. Başında saatler boyunca tutmayı çok iyi başarıyor. Görsellik açısından karakter tasarımının kalitesi ve detaylandırmasından başlamak üzere neredeyse tüm ayrıntılar başarılı olmuş.

Dying Light yenilikçi ve klişe oyun hikâyesi, açık oyun dünyası, co-op oynanışı ve bol aksiyon sahneleriyle ortalamanın üstünde bir oyun olduğunu daha ilk bakışta hissettiriyor. Ancak, alışılagelmişin dışındaki çizgisi ile muhafazakar “Survival Horror” oyuncularının biraz çekinerek yaklaşacakları bir oyun olduğunu da belirtmek gerekir. Bu nedenle genel olarak ortalamanın üzerinde bir oyun olan Dying Light bizden geçer not almayı başarılıyor.
Taha Bayrak


Bir kaç ay öncesine kadar, yalnızca hakkında tek bir video gördüğüm ve yalnızca adını bildiğim oyun Dying Light, aranan kanmış bu piyasada. Özellikle de 2016 yılında artık insanların görmekten kustuğu zombi temasını en doğru şekilde kullanan tek oyun sanırım. Filmler, diziler, oyunlar derken gerçekten üst üste gelen zombi temalı içerikler yüzünden bu oyun gün yüzüne çıkamadı diye düşünüyorum fakat o kadar içerik içerisinden en doğrusu ve nasıl TWD the Game’i sırf duygusallığı ile övüyorsak, Dying Light’ı da oynanışı ve piyasa stratejisi için övmeliyiz.

Uzun bir açılış oldu biraz oyuna girelim isterseniz. Oyun, Kyle Crane isimli karakterimizin Harran City’e gönderilmesiyle başlıyor. Şehre inişte bir sorun yaşayan Crane’i kurtaran Tower grubundan birisi ne yazık ki olay yerinde hayatını kaybediyor ve Crane, Tower grubu sayesinde kurtuluyor. Kendini bu gruba borçlu hisseden crane ise bu grupla birlikte hayatta kalmaya başlıyor. Tabii dışarıdan böyle görünen hikayenin içerisinde GRE ve Rais gibi unsurlar da var. Önceden belirteyim, karakterlerin hiçbirisi hiçbir şekilde önemli hissettmiyor. Herhalde oyun bittiğinde aklımda kalacak iki karakter Crane ve Brecken denilen, tower grubunun başındaki kişi olur. Crane kararlı ve soğukkanlılığı ile, Brecken ise sorumluluk sahibi olması ile olabilir ki o da bir ihtimal yani.

Hikayenin ilerleyişinde bir çok durum dozunda yaşanıyor. Yani bir durum üzerinde çok fazla durup suyunu çıkartana kadar soru işareti olarak bırakmıyor oyun. Bir kaç olayın bir araya gelmesine crane olarak şahit oluyoruz kısacası. En çok bahsetmek istediğim kısım oynanış ama şunu söylemeden geçemem. Grafikler, atmosfer, animasyonlar, karakter animasyonları ve konuşma stilleri, ara sahneler filan neredeyse bir sürü şey, Far Cry 3’ü anımsattı bana. İleride bundan da yer yer bahsedicem zaten.

Oynanışa gelirsek, Crane’i tamamen kontrol edebilmek, Harran gibi dar sokakları olan ve bol bol zombinin dolaştığı şehirde gerçekten güzel bir duygu. Crane bir freerunner ve oyunda neredeyse her şeye tutunup tırmanabiliyor. Yani sadece bu da olsun diye koyulmamış bir freerunning mekaniği var. İstediğiniz yere çıkabilir istediğiniz gibi hoplaya zıplaya ilerleyebilirsiniz. Ayrıca yaptığınız harekete göre ilerlediğiniz yetenek ağacındaki özellikleri tümüyle açtığınızda çok daha zevkli hale geliyor her şey. Evet, oyunda yaptığınız şeylere göre gelişen bir yetenek ağacı var. Eğer öldürmekten kaçıp sürekli olarak hoplayıp zıplıyorsanız, Agility seviyeniz daha ileride gidiyor. Ben kodum mu oturturum aslanım derseniz de, Power seviyeniz daha ileride gidiyor. Bunları kullanarak kurtardınız hayatlar, topladığınız supply droplar da sizin Surviver seviyenizi ayakta tutuyor. Her birinde farklı özellikler açtığınız bu yetenek ağacı çok da derin bir olay değil. Oyunu yan görevleriyle birlikte oynarsanız oyun sonuna kadar kesinlikle her dalda bütün yetenekleri açabiliyorsunuz.

Yan görevler demişken, oyunun bence kesinlikle iyi olduğu başka bir nokta burası. Yan görevler bir çok açık dünyada olduğu gibi zaman uzatmak için koyulmamış. Her görevin bir sebebi ve arka hikayesi var. Karakterler başarılı olmasa da gerçekten buna uğraşmış olmaları bile çok iyi. Şehri tanımak için her biri özenle yapılmış gibi. Zaten hiç yan görev olmasa oyuna girip zombi pataklamak bile eğlenceli. Yavaşlar hareket ediyorlar diye kolay kolay aralarında koşabileceğinizi sanıyorsanız size kötü bir haberim var. En son seviye dahi olsanız, arkanızı göremediğiniz takdirde her zaman tehlikedesiniz. Oynanış konusunda övmek istediğim son olay freerunning mekanikleri. Hatırlarsınız eskiden bunu tek mekanik olarak kullanan ve türünde tek olan Mirror’s Edge vardı. Fakat onda o mekanikler olsa da oyun, sizin illaki bir yoldan gitmenizi istiyordu. Yani nereye zıplayacağınız nereye tutunacağınız en baştan bu yana belliydi. Oralar dışındaki yerlere genelde hiçbir şey yapamıyordunuz. İşte bu oyunda böyle değil. İstediğiniz her yere tırmanabilirsiniz. Hem de açık dünyada.

Grafikler ise şu zamanda bile sevebileceğiniz ve bazı noktalarında oturup manzara seyretmek isteyeceğiniz kadar güzel. Karakter modelleri çok ayrıntılı değil ve mimikler de sahte gibi duruyor sadece. Fakat bu kadar şeyi bir araya getiren bu oyunda bu tür şeyler kabulümüz. Sadece lütfen bu tür oyunlara devam edilmesini isterim. Sevgili firmamız diğer o*** ç***larına ders olacak bir şey yapmış ve Yeni bir harita, yeni bir oynanış mekaniği ve yeni bir hikaye ile The Following adında bir DLC çıkartmış. Onu da yakında denemek için sabırsızlanıyorum.

Atladığım bir çok şey var ama kelime sınırı yüzünden bu kadar anlatabiliyorum. İndirimi bile beklemeden alabilirsiniz. İndirimde alırsanız bir tane de beraber oynayacağınız bir arkadaşınıza alın derim. .
Polack.47



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir